17.SayfaAhmet BabalıkSayfalarYazarlarımız

UFUKTAKİ YILDIZLAR

Hiç şüphe yoktur ki, bir ülke için en önemli güç, ne yeraltı zenginlikleridir ne de sanayi ürünleridir. Bir ülkenin en büyük zenginliği yetiştirdiği nitelikli insan gücüdür.

Nitelikli, yüksek karakterli insanlardan oluşan bir toplum, bir millet en zor şartlarda dahi ayakta kalmasını bilir, hiçbir tuzağa düşmez.

11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da 8,9 büyüklüğünde bir deprem olmuş, ardından Tokyo’nun kuzey kıyısını tsunami vurmuştu. Dev dalgaların karada ilerlemesi neticesinde ülkede büyük bir yıkım oluşmuştu. Tsunami, Japon teknolojisini yenmişti, fakat Japon teknolojisini yenen tsunami, Japon disiplinini yenememişti. İnsanlar o şartlarda sessiz sedasız, başlarında herhangi bir kolluk kuvveti olmadan temiz su için sıraya girmişler, saygıyı muhafaza etmişlerdi. Bugün dahi unutamadığımız bu güzel tavrın en önemli sebebi bebeklikten itibaren başlayan ciddi bir eğitimdir. (Allah, bütün insanları böyle felâketlerden korusun!)

İnsanın ilk şekil almaya başladığı, kişilik kazanmaya başladığı yer aile ocağıdır. (Özellikle de ana kucağıdır.) Çocuk doğruyu, yanlışı, haramı-helali, komşuluğu, dini terbiyeyi, milli değerlerini, hepsini aileden öğrenmeye başlar.

Madde bağımlılığının insan ve toplum hayatındaki yıkıcı etkilerini, akıl ve irade arasındaki yıkıcı etkilerini, akıl ve irade arasında nasıl engeller teşkil ettiğini çocuk ilk önce aileden öğrenir.

Çocuk, kitap okumayı, sohbet etmeyi, düşüncelerini ifade edebilmeyi, toplumsal sorumluluk taşımayı, sağlıklı düşünebilmeyi ilk önce aileden öğrenir.

Ailelerinden bu terbiyeyi almış çocukların bir okulda toplandığını düşünelim. Öğretmenlerin sigaranın zararlarıyla, kopya çekmenin yanlışlığıyla ya da buna benzer haylazlıkları gidermek için harcadığı zaman, bilgi akışına harcanır. Böyle bir okulda temizlik masrafları kendiliğinden düşer. Böyle bir okulda ders ziline bile gerek kalmaz. Bu çocukları işinin ehli öğretmenlere, idarecilere teslim ettiğimizde Türkiye, kısa sürede imrenilecek, parmakla gösterilecek bir ülke olur.

Bugün ana, babaların, öğretmenlerin, çocukların işi daha zordur. Maalesef ki, kötü örneklerin çokluğu insanları korkutmakta, içine kapatmakta ve yalnızlaştırmaktadır.

Ana babanın bir ihmali veya yanlışıyla sokaklarda yaşayan gençler bağımlılık yapan maddelerin etkisiyle yürüyen ölülere dönüyor ve tehlike saçıyor.

Şiddet içeren, intihara yönlendiren bilgisayar oyunları bağımlılık yapıyor, bunun yanısıra yanı sıra çocukların, gençlerin ruh ve akıl dünyasında derin yaralar açıyor.

Kötü örneklerden daha fazla bahsetmek istemiyorum. Çünkü yıllardır televizyonlarda kötü örnekler gözümüzün içine sokulmuş ve bu durumun kasten yapıldığını düşünmüşümdür.

Bir iki güzel örnekle yazımıza devam edelim:

….. adında bir öğrencim vardı. Boş zamanlarında ne yapardı biliyor musunuz? Meşe palamutlarını filizlendirip, toprağa dikerdi. (İnşallah şimdi de tabiatla içiçe bir bilim adamı olma yolunda.)

Emekli bir öğretmen arkadaşım ise arabasında daima 5-6 tane boş çuvalla gezer. Neden mi? Bizim buralarda poyraz patladı mı Edremit Körfezi’nde ne kadar denize atılmış plastik eşya parçaları, poşet varsa hepsi sahile vurur. Bu kardeşimiz çocuklarıyla bunları toplar ve çöpe atar. Böylece Allah’a şükrünü, doğaya teşekkürünü yerine getirdiğini ifade eder.

Mart ayı gelince çam ağaçlarının, zeytin ağaçlarının arasındaki ahlatları armuda aşılar bir amcamız. Torbasının içinde bir testere, bir çakı, biraz aşı macunu, ip ve aşı yapmak için armut kalemleri (dalları)… Bir teşekkür bile beklemez kimseden…

İyi örneklerimizden şunu anlarız; Türk Milleti’nin mayası sağlamdır.

Kötü örneklerimize baktığımızda ise; eksiğimiz vardır. Fakat Türk Milleti bu eksiklikleri giderebilecek güç ve kudrettedir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1928 yılındaki bir konuşmasında “Türk kadınının en önemli, en faziletli, en hayırlı vazifesinin iyi bir anne olmak” gerekliliğini hatırlattıktan sonra yine kadınlara hitaben şöyle diyor: “Zaman ilerledikçe, ilim geliştikçe, medeniyet dev adımlar ile büyüdükçe, hayatın, asrın bugünkü gereklerine göre evlat yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir!”

Atatürk’ümüz “Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.” diyerek aile ocağındaki eğitimde Türk kadının önemini ve sorumluluklarını hatırlatıyor.

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” diyerek önemine atıfta bulunduğu Türk aile yapısı özenle korunmalı, kendisini geliştirmesi için önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Bugün kitle iletişim araçları ve özellikle internetin gücünden yararlanarak, aynı toprakları üzerinde yaşayan, aynı havayı, aynı suyu paylaşmış insanları birbirine düşüren, kamplaştıran, sonra da ayrıştıran küresel güçlerin ilk saldırısı daima insana ve aileye olmuştur. Aile birliği zayıfladıktan sonra toplumsal bozulma daha hızlı gerçekleşiyor. Değerler önemini kaybederken fiyatlar önemini kazanıyor; bilgelik önemini kaybederken, bilgiçlik önem kazanıyor… Suyumuz, havamız derken düşünceler kirleniyor… Akıl kirleniyor… İnsan özünden kopuyor ve acı son… İnsan mankurtlaşıyor. Mankurtlaşan insan; artık etrafındaki olayları aklının hükmettiği gibi değil, sahibi olan başka bir aklın hükmettiği gibi görmeye başlar. Kontrol eden akıl ne derse o yapılır. Çünkü artık sorgulama bitmiş, köle-efendi ilişkisi başlamıştır. Küresel güçler için bundan sonrası kolaydır.

Peki, doğrudan doğruya insana yönelik bu saldırıda biz Türk Milleti olarak ne yapalım?

Öncelikle Türk aile yapısını koruyalım. (Aileler ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel alanda desteklenmelidir.)

Aile ocağının temel taşlarından olan Türk kadını eşi ile birlikte hayat mücadelesinde yan yana yürümelidir. Kadını saf dışı etmek nüfusun yarıya indirilmesi demektir. 80 milyonu 40 milyona indirmektir.

Değişen dünya karşısında çocuklarımız, gençlerimiz çelik gibi bir irade ile yetiştirilmelidir. Milli terbiye ile milli şuur ile yoğrulan gençler akıl ve bilimin icapları ile yetiştirilmelidir.

Çocuk ilk dini terbiyeyi, vicdanının sesini duyabilme sanatını ilk önce ailesinden almalıdır.

Aklın bilgiye ulaşma yolları üzerine konulan engeller tespit edilip tedbirler alınmalıdır. İnsanımızın aklının kirletilmesine asla fırsat verilmemelidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Türkiye’yi çağlar üzerinden aşıracak özgüveni yüksek, çalışkan, disiplinli, sağlıklı nesillerin içinde yetişeceği aile ocağına olumlu katkılar sağlayabilecek güç ve birikime sahiptir.

           “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.” ATATÜRK

Ahmet BABALIK

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu