16.SayfaProf.Dr.Özkul Çobanoğlu

RADYO KURUMUNUN TÜRKÜLERİMİZİ KÜLTÜREL HAYATIMIZDA YENİLEYİŞİ

Son derece etkili bir iletişim kurumu olarak  “radyo”, Türkiye’de geleneksel sözlü kültürümüzün özellikle de “türkü”lerimizin yayılıp yaygınlaştırılmasında gizli ve açık işlevlere sahip olmuştur. Bu tür gizli ve açık işlevlerden hareketle türkülerimizin kazandığı güç ve bu konumun Türk dünya görüşü açısından özellikleri üzerinde tespitlerde bulunmak çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır.

Öncelikle günümüzde “türkü”lerimizin adeta Türk kültürünün “ulusal değerler”imiz ve bunlara bağlı kavramsallaştırmalarımızın kelimenin tam anlamıyla bir “indeks”ini oluşturduğu kanaatinde olduğumuzu belirterek söze başlamak konumuzu daha rahat anlaşılır kılacaktır.

Türk’ün on binlerce yıldır karşılaştığı ve hayatında yer alan üzerinde durmaya dikkat etmeye değer bulduğu hemen her duygu, inanç, tavır, bilgi ve lezzetler yığınından yıllara, yollara, hallere ve tercihlere bağlı olarak süzülüp gelmiş ve uygun bulunan ezgiler eşliğinde ifade edilmiş insanlık halleridir “türkü”ler. Bu haller bazen “Üç derdim var… bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm” gibi son derece evrensel veya insanlık temelliyken bazen de “Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır!” veya “Yârdan haber getiren turna”lar kadar Türk’e özel, ulusal veya “Türklük halleri”ne aittir. Bir başka ifadeyle Türk’ün Tanrı’yla, evrenle, doğayla ve insanla olan her biçimiyle ilişkileri ve etkileşimleri “türkü”leştirilerek, türkü söyleyerek veya dinleyerek geleneksel ve ulusal bir iletişim biçimine dönüştürülmüştür. Kuvvetle muhtemelen bu sürecin başlangıcı milletimizin “Türk” adını kullanmasından çok önce “Türkçenin bir dil olarak ortaya çıkış ve kendini inşa ediş zamanlarına kadar gider. Ancak biz çalışmamızda, bu uzun sürecin belki de son dönemecine, “radyo”nun millet ve devlet hayatımızda yerini almasıyla “türkü”lerimize ve türkülerimizin de biz Türklere ve kültürümüze kazandırdığı dönüşümsel ilişki ve etkileşimler üzerinde duracağız.

Bu bağlamda, Türkiye’de ilk radyonun 1927 yılında faaliyete başladığına ve 1936 yılına kadar “Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi”ne ait veya özel sektörün malı olması dikkat çekicidir. Bu dönemde radyoculuğun henüz bir meslek dalı olarak kabul edilmediği gibi programların hazırlanmasından sunumlara kadar[1] hemen her iş neredeyse rast gele denebilecek kadar, bir iş bölümünden bile mahrumdur[2]. Ancak 1936 yılında radyo yayıncılığı devletin tekeline geçer.  Radyoda devlet tekeliyle birlikte yayın politikasından, yayınların içeriğine varıncaya dek hemen her şey değişecektir. Söz konusu değişikliklerin belki de en önemlisi olarak karşımıza radyo yayınlarının yapması muhtemel ve istendik sosyal ve toplumsal işlevlerine bağlı değişikliklerin planlanıp işe koşulması bilincidir. Bir başka ifadeyle radyo yayınları bilinçli bir değiştirme ve dönüştürme aracı olarak işe koşulacaktır.

Radyonun 1936-1986 yılları arasında 50 yıl boyunca üstlendiği bu görevi son derece başarıyla yerine getirdiği son derece yaygın ve açıktır. Dahası radyonun Türkiye’de 1936 sonrası meydana getirdiği söz konusu sosyal ve toplumsal değişiklikler o kadar köklü ve çok yönlüdür ki, kanaatimizce bütün teknik imkânlarına rağmen televizyon ve hatta “sosyal medya” bile bu tesiri aşabilecek bir güce hâlâ ulaşmadığı gibi çoğunlukla da, onu izlemeye kendilerini mecbur hissetmektedirler. Radyonun bir bilgi ve aydınlanma kaynağı olmasının çok ötesinde başta “türkü”ler olmak üzere bir milletin birçok yönüyle varlık nedeni olan diliyle birlikte olanca güzelliğiyle kendini seyrettiği bir aynadır. O, Türk Milleti bir yönüyle geçmişe ait bu güzelliklerini dinleyerek kendini seyrederek “ulusal kimliği”nin idrakine yeni bir boyut ile varırken; diğer yönüyle de yine aynı aracın aracılığıyla hem “yerel”leri anlama ve algılamasını sağlayan ve hem de onların yeterli olanlarına “ulusal” olmanın yollarını açan bir yönüyle “karıştırıp-karmaşıklaştırıcı” ve diğer yönüyle de bütün bunları yeni bir “cumhuriyet terkibi” halinde “bütünleştirici”ye kavuşmuştur. Millet hayatımızın hiçbir döneminde dil dâhil hiçbir sosyo-kültürel araç radyonun yaptığı kadar kısa sürede ve güçlü bir bütünleştirici etki meydana getirememiştir denilebilir. Bu sonucun en önemli nedeni 1936 sonrası devlet tekeline geçen radyo yayınlarının inanılmaz bir “devlet ciddiyeti” içinde yapılması ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varoluş çizgisine bağlılık ve Atatürk’ün “Türk olarak, Türk kalarak yarının insanlık ufkunda bir güneş gibi doğma ülküsü”ne olan inançtır. Devlet tekelinde radyo yayıncılığını sürdüren ekibin Sovyetlerden Almanya’ya, İngiltere’ye dek radyo yayıncılığının evrensel örneklerinin farkında insanlara sahip olması[3] ve bunların da yardımıyla devlet aygıtının son derece önemli bir birleştirici-bütünleştirici, bilgilendirici ve mevcut iktidarın söylemlerini içselleştirici propaganda aracına sahip olduğunun bilincine varılmış olması yatmaktadır. Radyonun ne’liği kadar neler yapabileceğine dair kapasitesini göz önünde bulunduran ve ondan azami derecede yararlanmayı amaçlayan bu bilinç, Osmanlı’dan devralınanlardan ayakta kalanlarla genç Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir avuç idealistten müteşekkildir. Kadronun küçüklüğü ve ülkemizdeki yetişmiş insan azlığı gibi nedenlerle radyo; İstanbul ve Ankara Üniversitelerinin adeta ayrılmaz bir kısmı gibi 1980’lere kadar iç içe çalışacaktır[4]. Ülkemizde radyonun yayınlarının planlanmasından üretilip sunulmasına kadar oluşturulması sürecinde ortak ilkelerle yardımlaşıp birlikte çalıştığı tek kurum üniversite değildir.                     Bu süreçte Atatürk’ün kuruluş amacını “Halkevleri, Misak-ı Milli sınırları içerisinde Türk adı ve Türk kültürü damgasıyla doğan yeni ulusun, kendini yoğurup biçimlendirme ve çağa ayak uydurma çabasıdır” (Kaplan 1974: 56) şeklinde özetlediği, Halkevleri kurulur. Bir başka ifadeyle, halkevlerinin kuruluşuyla birlikte Cumhuriyet’in topluma kazandırmak istediği sosyal ve kültürel değerlere yönelik ideolojik alt yapısını oluşturması ve bunu bir yandan “halk evleri” ve “odalarıyla”[5] yaparken diğer yandan da, “şimdi ve burada” ilkesiyle aynı anda kitlesel olarak nerdeyse millet hayatının tamamına ulaşan “radyo”ya özel bir önem verilir. Halkevlerinde, Halkbilimi (folklor) özellikle de onun halk edebiyatı, halk oyunları ve halk müziği gibi uygulamaya[6] daha uygun ve ulus devletlerin amaçlarını tahakkuk ettirmede yaygın olarak kullanılan alt dallarını araştırmaya yönelik “kollar” kurulur. Dahası, binlerce ev ve odadan müteşekkil halkevlerinde halk edebiyatı, halk müziği ve halk oyunları alanları başta olmak üzere bu kollar bir yandan derleme ve yayın faaliyetleri yaparken diğer yandan da konferans, konser, temsil ve halk oyunları ekipleri yetiştirmeye yönelik etkinlikler yaparlar. 2. Dünya savaşı yılları ve bu yıllarda ve özellikle de Almanya ve Sovyetler başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde “radyo”nun propaganda amaçlı kullanımları ve bunun etkileri ülkemizde de radyolarımızda benzer şekillenmeleri ve etkinlikleri beraberinde getirir. Ancak radyonun asıl geniş kitleleri etrafında toplayan ve ona saygınlık kazandıran etkinliği,  Türklerin “türkü söyleme geleneği”ni elektronik ortama taşıması ve bunu aynı anda farklı mekânlarda ve zamanlardaki kitlelere taşımasıdır. Millet olmaktan kaynaklanan “biz” duygusunun en somut biçimde ortaya çıkmasını sağlamasıdır.

Bu bağlamda, buraya kadar anlattıklarımızın tamamı yapılsaydı ve radyomuz “türkü”lerden uzak kalsaydı yapılan her şey yarım olurdu, diyebiliriz; çünkü Cumhuriyet’in amacı olan aydın-halk kaynaşması ve sınıfsız bir toplumsal bütünlüğü sağlamanın yolu türkülerden geçer. Bunu sağlayan ve büyük ölçüde gerçekleştiren isimlerin başında yer alan Muzaffer Sarısözen, türkülerin işaret ettiğimiz özelliklerinin ve onların radyoda yayınlanması vasıtasıyla elde edilecek gizli ve açık işlevlere bağlı olarak ortaya çıkacak olan toplumsal değişim ve dönüşümlerin şuurunda ve bunu gerçekleştirme amacındadır. Çok küçük yaşlardan itibaren ailesinden müzik terbiyesi alan Sarısözen, müziğe olan ilgisinin ne zaman başladığına dair kendisine sorulan soruya verdiği “ne zaman konuştuğumu düşünür gibi oldum” şeklindeki cevabın ortaya koyduğu bir müzik aşkının ve şuurunun eğitilmesiyle ortaya çıkan gerçek bir yayıncı toplumsal eğitimci ve kültürel planlamacıdır. Nitekim kendisiyle yaptığı radyo yayınları hakkında yapılan bir mülakata verdiği, “Radyonun sımsıkı tuttuğu ve başardığı halk türküleri yayımı, ne sadece dinleyicilerine hoş bir vakit geçirmek ne de yalnız türkülerimizin çeşitleri hakkında fikir vermekten ibaret değildir. Gönüllerimizi bir araya toplamak ve bütün memleketi tek duygu haline getirmek Yurttan Sesler’in başlıca hedefidir. Artık izaha lüzum kalmamıştır ki, “Yurttan Sesler’in sanatkâr işçileri memlekete en modern tahrip vasıtalarının bile zerresini koparamayacağı bambaşka bir istihkâm yapmakla meşguldürler.” (Çeren 1944:9) şeklindeki cevap “türkü”lerin radyomuza nasıl milliyetçi ve toplumcu bir anlayışla girdiğini ve onları derleyip yayınlayanların millet hayatımıza kazandırmak istediklerinin adeta özeti gibidir.

Radyomuzda değişik programlarda türkülerin yer alması; o güne kadar derlenerek yazıya geçmiş ve notaya alınmış çok az sayıdaki türkünün yanına kısa sürede gittikçe artan sayılarda sistematik derleme faaliyetleriyle yeni türkülerin arşivimize kazandırılması uğraşını tetiklemiştir. Dahası, radyo derlenen arşivlenen bu türkülerin söz konusu programlarla geniş kitlelere duyurulması yerel kimlik ve derleyici ve kaynak kişilerin tanınıp bilinmesi sürecinin bir bakıma takipçisi de olmuştur. Açıkça, uygulamada ortaya çıkan sonuç “türkü”lerin derlenmesi bağlamında son derece olumludur[7].

Öte yandan derlenen türkülerin gittikçe yerel özelliklerinden sıyrılarak –gerektiğinde ekleme ve çıkarmalarla değiştirilerek- “ulusallaştırılması” son derece iyi niyetli bir uygulama da olsa günümüze kadar devam eden tenkitleri de beraberinde getirmiştir. Bu yöndeki uygulamaların arkasındaki anlayışı, uzun yıllar Ankara Radyo Müdürlüğü yapan Vedat Nedim Tör “Halk Türküleri” başlıklı bir yazısında, Radyoda yayınlanan “Bir Türkü Öğreniyoruz” ve “Yurttan Sesler” programları hakkında “Halk türkülerini mahallilikten kurtarıp bütün Türk milletine mal etmek, radyonun şerefli hizmetleri arasında yer alır.“Bir halk Türküsü Öğreniyoruz”[8] ve “Yurttan Sesler” sayesinde bugün Türkiye’de yüz binlerin hep bir ağızdan söyleyebilecekleri oldukça zengin bir halk türküsü repertuarı doğdu.” (Tör 1942:10) şeklinde ifade eder. Yereli, “ulusallaştırma” adına yapılan bu tür çalışmalar bütün başarılarına rağmen tenkide de uğrar.  Bu tür tenkitlere cevap niteliğindeki bir yazısında Baki Süha Edipoğlu (1947), “Yurttan Sesler” programında çalınan türkülerin “memleketin çeşitli yörelerinde söylenen bazı parçaların kısmen değişmiş veya tabiri caizse restore edilmiş şekilde” yer aldığını, alışık oldukları nağme ve temaların dışında bu türküleri dinleyen insanların “halkın türküsü nasıl değiştirilebilir?” veya “bu türkü böyle değildi” gibi tenkitlerin radyoya geldiğini belirtmektedir. Bu tenkitlere de, Türk folklorunda bazı türkülerin Türkiye’nin çeşitli yerlerinde başka tavırla okunduklarını, radyonun ve Yurttan Sesler Saati’nin bütün memlekette hitap etme amacı doğrultusunda türkülerden titiz bir tercih yapıldığını ve doğru olanın yanlış olandan ayrıldığı”(Akt. Alpyıldız 2016:220) şeklinde cevap verir. Bu cevap hiç şüphesiz pek çok Halkbilimi kuramına göre kabul edilemez. Ancak Grimm kardeşlerden başlayarak Elia Lönrott dâhil pek çok halkbilimcinin uygulamalı folklora yönelik amaçlarla benzer şekilde davrandığı düşünülürse[9], ülkemizde de radyonun “türkü”lerimizi derleyip programlarında yer vererek değerlendirirken yaptığı bu tür yöntemsizliklerin neredeyse evrensel bir yönteme (!) de dönüşmüş olmasından sarfı nazar edemeyiz…

Öte yandan radyolarımızda yer alan ve Yurttan Sesler gibi doğrudan türküleri ele alan programlarda Âşık Hüseyin, Kırşehirli Neşet Ertaş, Mehmet Hulusi Koçer, Nezahat Bayram, Ürgüplü Refik Başaran, Sarı Recep, Mucip Arcıman, Ahmet Gazi Ayhan, Erzurumlu Faruk Kaleli, Keskinli Hacı Taşan, Mustafa Geceyatmaz gibi tamamının adına burada yer vermemiz imkânsız olan pek çok yerel sanatçının ortaya çıkmasını ya da yerel sanatçı olmanın ötesinde ulusal düzeyde tanınmasını sağlamıştır.

Sonuç olarak, radyo Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin planlayıp uygulamaya koyduğu pek çok istendik değişim ve dönüşümlerin kaynağı ve mimarıdır. Radyonun popüler ve modern bilgi ve bunlara dayalı becerileri geniş kitlelere yayarak pek çok insanımızı harekete geçirmesi, yeni davranış şekilleri ve sosyalleşmeler sağladığı yaygın olarak bilinir. Ancak radyo yayınlarının asıl başarısı; toplumsal hayatımızı bütünleştirerek ortak referanslara dayalı bir “biz” duygusunu somutlaştırıp güçlendirmesidir. Bütün bunları sağlarken radyonun kullandığı en güçlü kaynak, kültürümüze özel “değerler” ve bunların binlerce yıldan beri ifade edilegeldiği türkülerdir. Binlerce yılın içinden süzülerek gelen yeraltı suları gibi millet hayatımızda, sosyo-kültürel, tarihi arka planında yer alan olaylar, kabuller, bunların reddi ve yeniden şekillenmesi ve yeniden değişen olay ve kabullerle yenilenmesi gibi birey üstü bir toplumsal yaratma ve donatmalar silsilesinin ürününe dönüşen “ulusal değer”lerin ve bunlara bağlı söze, davranışa ve nesneye bağlı dışa vurumlarının sözel ve ezgisel ifadesi demek olan “türkü”ler, yeni ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği nesillerin, geçmişle ve geleneksel dünya görüşümüzle ilişki ve iletişimini sağlayan en önemli etkileşim ve toplumsal eğitim yolu olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, son söz olarak “değerler eğitimi”nin tekrar güncelleştiği günümüzün umur sahiplerinin dikkatini “türküler” ve “toplumsal değerlerimizin” eğitimi meselesine çekmek yararlı olacaktır.

Prof. Dr. Özkul ÇOBANOĞLU

Kaynakça

Ahıska, Meltem.(2005).Radyonun Sihirli Kapısı Garbiyatcılık ve Politik Öznellik,

İstanbul: Metis Yayınları.

Akagüngüz, Ü.(2014).”Radyoculuğumuzun Cumhuriyetin İlk Yıllarındaki Serüveni ve Telsiz Mecmuası” Kebikeç, S.37, s.359-386.

Akıllıoğlu, S. ve N. Çolakoğlu.(1990). TRT Dünden Bugüne Radyo-Televizyon 1927–1990, Ankara: TRT Yayınları.

Alpyıldız, Eray.(2016).”Radyo Dergisi Temelinde Radyo ve Gelenek Kültürü”, Ankara, H.Ü. SBE (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi).

Çankaya, Özden.(2015).Bir Kitle iletişim Kurumunun Tarihi TRT 1927-2000, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Çeren, Ş.S.(1944).”Muzaffer Sarısözen ile Bir Konuşma” Radyo Dergisi, C.3, S.31, s.9.

Dinçmen, Gülben.(2007). Radyolu Yıllar, İstanbul: G Yayınları.

Dundes, Alan.(1985).”Nationalistic Inferioty Complexes and the Fabrication of Fakelore: A Reconsideration of Ossian, the Kinder und Hausmarchen, the Kalevela and Paul Bunyan”, Journal of Folklore Research, S.22, s.5-18.

Dundes, Alan.(1989).”The Fabrication of Fakelore”, Folklore Matters, (Ed. A. Dundes), Knoxville: University of Tenesse Press, s.440-456.

Edipoğlu. B. Süha.(1947).”Yurttan Sesler”, Radyo Dergisi, C.6, S.65, s.10.

Kaplan, Kadri.(1974). Atatürk ve Halkevleri, Ankara: TTK Yayınları.

Tör, Vedat N.(1942).”Halk Türküleri”, Radyo Dergisi, C.1, S.7, s.10.

[1] Telsiz Telefon Anonim Şirketi döneminde ve daha sonrasında “radyo” yayınlarının içerik ve ekonomik bakımdan durumu ve kurumsal tarihçe hakkında daha fazla bilgi için bkz. (Dinçmen 2007; Akagüngüz 2014; Ahıska 2005; Çankaya 2015).

[2] Biraz da bu nedenle şirketin ekonomik zorluğu düşmesi devletleştirme sürecini hızlandırmış gibidir.

[3] Bu isimler arasında Vildan Asır, Savaşır, Vedat Nedim Tör, Yusuf Akçura, Hamit Zübeyr Koşay, Selim Sırrı Tarcan gibi Halkbilimi ve halk terbiyesi üzerine eğitim almış kültür adamlarımız başta Türk Ocağı, Halkevi ve Radyomuzun programlarının amacını ve temel yayın politikası birbiriyle ahenkli bir biçimde oluşturulmasını sağlayan ekibin üyelerinden ilk akla gelen isimlerdendir.

[4]Nitekim Atatürk Üniversitesi de kurulunca aynı gelenek burada da yakın zamana kadar devam edecektir.

[5] Halkevleri, kapandığı 1951 yılında yurt çapında 478 halkevi ve 4322 halkodasına sahip oluşu, sosyal ve toplumsal tesirleri hakkında bir fikir verebilir.

[6]Halkbilimi’nin halk edebiyatı, halk müziği, halk oyunları gibi uygulamaya yönelik kolları ve “uygulamalı halkbilimi” hakkında daha fazla bilgi için bkz. (Çobanoğlu 2017).

[7] Memleketimizde “türkü”lerimizin derlenmesi Darülelhan’dan, Musiki Muallim Mektebi’ne, Radyo ve üniversitelerimize kadar pek çok kurum ve kuruluşun gerçekleştirdiği ve herşeye rağmen henüz tam anlamıyla bitiremediğimiz bir etkinliktir. Biz burada radyoyu ele aldığımız için ona vurgu yapıyoruz. Hiç şüphesiz bu diğer kurumların çabalarını görmezden gelmek anlamında anlaşılmamalıdır.

[8] “Bir Halk Türküsü Öğreniyoruz” programı türküleri geniş kitlelere bazen “yenilenmiş” şekilleriyle duyurma ve öğretme amaçlıdır. Bunu yaparken de özellikle Köy Enstitüleri’nde okuyan 10.000 civarındaki öğrenciyi ve onların gelecekteki mesleki etkinliklerini de hesaba katmıştır.

[9]Halkbilimi derlemelerine bu tür evrensel müdahale örnekleri ve varılan sonuçlar hakkında daha fazla bilgi için bkz. (Dundes 1985; 1989).

Daha fazla göster
Başa dön tuşu