23.Sayfa24.SayfaBülent ÖzgenSayfalarYazarlarımız

DENİZLERİN BİLİMSEL RAPORU (MAVİ EKONOMİ)

TÜDAV 20. YIL DENİZLERİN BİLİMSEL RAPORU COĞRAFYAMIZI, DOĞAMIZI BEKLEYEN TEHDİTLERE KARŞI HEPİMİZİ UYARIYOR!

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’nın (TÜDAV) kuruluşun 20. yılında yayınladığı rapor, hem hepimizi doğrudan ilgilendiren bilgileri ayrıntılı bir şekilde sunuyor hem de coğrafyamızı, doğamızı bekleyen tehlikelere karşı önemli uyarılarda bulunuyor.

Denizler ve okyanusların, soluduğumuz oksijenin yarısını ürettiğini, küresel iklimin düzenlenmesinde büyük rol oynadığını, aynı zamanda, deniz ulaşımı, deniz turizmi, sağlık, balıkçılık gibi alanlarda ekonomik bir kaynak olduğunu hatırlatan rapor, bütün bu işlevleri “mavi ekonomi” olarak tanımlıyor ve mavi büyümenin önemine dikkat çekiyor.

Ancak dünya ticaretinin yüzde 80’inin deniz yoluyla yapılıyor olması nedeniyle deniz ve okyanuslar kirleniyor, bozuluyor, aşırı ve bilinçsiz balıkçılık ile özellikle ülkemiz için önem taşıyan mavi büyüme açısından risk faktörü taşıyor. Rapor bu nedenle hem ulusal, hem de küresel çapta önlem alınması gereğine işaret ediyor.

                        EN BÜYÜK TEHLİKE: KİRLENME

TÜDAV, Türkiye denizlerinin de bütün dünya deniz ve okyanusları gibi kirlenme, iklim değişikliği, yabancı türler, aşırı ve yasadışı balıkçılık konularında zorlu bir sınavla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor: “Oysa denizler sadece gıda kaynağı değil; aynı zamanda suyu, çevresinin güneşi, rüzgarı, dip çamuru ve kıyı kumuyla (Thalassoterapi) büyük bir sıhhat kaynağıdır.

Ancak bunun için milyonlarca yılda meydana gelen bu eşsiz tabiatın korunması ve temiz kalması gerekmektedir. Bu aynı zamanda gelecek kuşaklara bırakılacak bir miras ve haktır. Aşırı ve bilinçsiz avcılığın yanı sıra çevresel felaketler nedeniyle balık stokları devamlı azalmaktadır. Hatta birçok tür yok olma tehlikesi altındadır.

Dünya Okyanus ve denizlerinde avlanan balık miktarı istikrarlı bir şekilde düşüyor. 2007’den 2015’e yaşanan düşüş ise % 32’dir. Ülkemizde yaşanan balık avcılığının aşırı olarak yapılması ve balık kaynaklarının yönetilmesi sırasında ortaya çıkan zafiyetler sonucu, deniz balıkçılığı büyümesini kaybetmiş ve sektör ciddi bir krizle karşı karşıya kalmıştır.

Bilindiği gibi TÜDAV, yasadışı, kayıt dışı ve kural dışı balıkçılık konusunda birçok çalışma yapıyor, bu çalışmaları da kamuoyuyla paylaşıyor. Çalışmalarını ise ilgili kurumlarla işbirliği ve dayanışma içinde gerçekleştiriyor. Diğer yandan, denizlerin akciğerleri olarak bilinen deniz çayırlarının son otuz yılda 2 metre kadar çekildiği de belirtiliyor.

DENİZ KORUMA ALANLARI

TÜDAV’ın 20. yıl raporu deniz koruma alanlarına ilişkin de önemli bilgiler veriyor. SPAMI, yani özel deniz koruma alanları, biyolojik çeşitlilik ve ekosistemin korunmasına yardımcı oluyor. Türkiye’nin ise Ege ve Akdeniz’de deniz koruma alanları bulunmasına karşın Karadeniz ve Marmara denizlerinde hiçbir koruma alanı bulunmuyor.

Bu konuda raporda, “Ülkemizin de taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik sözleşmesine göre Türkiye’nin 2020 yılına kadar aralarında Akdeniz’in de bulunduğu tüm deniz alanlarının %10’unun deniz koruma alanı olarak ilan etmesi gerekiyor. Bu oran halen yaklaşık % 5 olarak hesaplanmaktadır,” deniyor.

YABANCI TÜRLERİN GİRİŞİ SORUNLARA YOL AÇIYOR

Rapor son yıllarda, iklim değişikliği ve besin ağındaki değişimlerle birlikte Akdeniz başta olmak üzere Türkiye denizlerinin birçok yabancı türün girdiği yaşam alanı haline geldiği konusuna da değiniyor. “Yabancı türlerin yayılımı, başta Süveyş kanalı yoluyla girenler olmak üzere, gemi balast suları, insan eliyle taşınma ve yapışma (fouling) gibi sebeplerle her geçen gün artmaktadır.

Yeni ortama giren birçok zehirli balık, denizanası gibi türler turizm, balıkçılık gibi faaliyetleri olumsuz etkilemektedir. Ayrıca zehirli balıkların yenilmesi halinde halk sağlığı için yeni sorun alanları oluşturmaktadır.

Özellikle balon balığı başta olmak üzere zehirli balıklar için tedbirler gerekirken bu konuda zarara uğrayan küçük balıkçılara devlet desteği verilmesi öneriliyor. Sadece Marmara denizine gelen 90 kadar yabancı tür bulunmaktadır.”

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE TÜRKİYE DENİZLERİ

TÜDAV raporunda Uluslararası İklim Değişimi Paneli’nin (IPCC) açıkladığı verilere de yer veriyor.

Buna göre, geçen yüz yılda deniz seviyesinin küresel ölçekte 10-20 cm. yükselmiş, bu ağırlıklı olarak küresel ısınmadan kaynaklanmıştır. Bu yüzyılda ise deniz seviyesinin 40-60 cm. daha yükseleceği bekleniyor..

Bu durum; ülke topraklarının, örneğin Bengaldeş’te %12-28 oranında toprak kaybına sebep olacaktır.

Ayrıca iklim değişikliğinin denizlerde asitleşmeye neden olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu konuda bilgiler çok sınırlı olup araştırılması gerekmektedir.

İklim değişikliğinin ve deniz su seviyesi değişimlerinin başta Ege ve Akdeniz’de deniz içinde ve kıyıda bulunan kültürel mirasın nasıl etkileneceği, iklim uzmanlarıyla birlikte araştırılmalıdır.

            DENİZLERİMİZE % 100 ARITMA ŞART

Rapor bu konuda da şu bilgilere yer vermekte: “Türkiye denizleri de diğer dünya deniz ve okyanusları gibi kronik kirlenme etkisi altındadır. Bu kirlenmede evsel atıklar veya kara kökenli kirlenme önemli bir rol oynar.

            Arıtma sorunu aynı zamanda halk sağlığı içinde tehdittir.

Ayrıca, Gri ve Siyah suların denize boşaltılması MARPOL 73/ 78(*1) konusunda denetim eksiklikleri de denizlerimizin kirlenmesine neden olmaktadır. (1973 yılında imzalanan 1978 yılında değiştirilen Denizlerin Gemilerden Kirlenmesini Önleme Uluslararası Sözleşmesi. İngilizce Marine Pollution teriminden türetilmiştir. Kısaca MARPOL 73/78 olarak ifade edilir.) Özetle Türkiye kıyı ve denizleri yoğun evsel kirlenme baskısı altındadır ve modern biyolojik arıtma için yeni bir yaklaşım gerekmektedir. Kirlenme nedeniyle denizlerimizde başta da Marmara Denizi’nde azoik-ölü noktalar oluşmaya başlamıştır.”

BÜYÜK TEHLİKE: MİKROPLASTİK DE DOĞAL ORTAM VE CANLILAR İÇİN TEHLİKE OLUŞTURUYOR

Rapor vahim bir gerçeğin altını çiziyor:

Dünyada en kötü plastik atık yönetimine sahip olduğu için kötü plastik atık yönetiminin %83’ünden sorumlu 20 ülke arasında Türkiye de yer alıyor.

Mikroplastikler, büyük plastik parçaların sürtünme sonucu ufalanması, güneş ile parçalanması ve bakteriler tarafından yenmesiyle ortaya çıkan beş milimetreden küçük parçacıklara verilen ad. Bilindiği gibi plastiklerin deniz suyunda çözünmesi yıllar alıyor.

Çözünen zehirli kimyasallar besin zinciri yoluyla tekrar insana geçiyor. Üstelik bu plastik kökenli maddeleri yunuslar, balinalar ve deniz kuşları besin zannederek ağızlarına aldıkları için boğularak ölebiliyorlar.

RAPOR ÖNERİLER GETİRİYOR:

1-Denizlerimizde her yıl % 20 oranında artan plastiklerin azaltılması için öncelikle plastik atıkların yerinde ayrılmaları için çaba harcamak gerekiyor.

2- İkinci olarak, denizlerimize atılan plastiklerin miktarını azaltmanın şart olduğunu belirtiyor ve bunun için MARPOL 73-78 Protokol’ünün daha sıkı uygulanması için yetkilileri göreve davet ediyor.

TÜDAV TÜKETİCİLERE DE SESLENİYOR:

“Kişisel olarak yapacaklarımız da var. Günlük hayatımızda plastik kullanımını ve tüketimini azaltalım. Cam veya dönüşebilir malzeme kullanmaya gayret edelim. Karar bizimdir. Ya gelecek kuşaklara temiz ve sağlıklı bir deniz ekosistemi bırakacağız veya plastik çöpler, poşetler ve naylonlar içinde yüzeceğiz.”

DENİZ ARAŞTIRMALARI VE DENİZ KÜLTÜRÜ

TÜDAV raporu deniz araştırmalarının ve deniz kültürünün önemini vurguluyor, bilimsel deniz araştırmalarına önem vermeyen, bu nedenle denizlerini tanımayan ülkenin denizden yararlanamayacağını belirtiyor.

Öte yandan raporda Türk ulusunun hâlâ denizlerle tam olarak bağını kuramamış, nimetlerinden yeterince yararlanamamış olmasının, milli ekonomisine katma değer yaratmada zorlanmasının ve bunda geç kalınmasının sakıncalarına da değiniliyor.

 EGE DENİZİ VE MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGE ANLAŞMAZLIKLARI

TÜDAV raporunda denizlerimize ilişkin bazı önemli uluslararası sorunlara da değiniyor. Bunlardan biri de Ege Denizi’nde kıta sahanlığı, karasuları, FIR hattı, egemenliği tartışmalı ada ve adacıkları içeren Ege Denizi sorunu.

Bu konuda şu görüşlere yer veriliyor: “Bu gibi konularda komşumuz Yunanistan’la yapılan müzakerelerin devam etmesi olumlu bir gelişmedir. Ancak, Yunanistan’ın gelecekte de Ege konusundaki sekter ve tek taraflı tutumunu AB ülkelerini de yanına alarak devam edeceği değerlendirilmektedir.

Bu haliyle meclisimizden çıkan Casus belli kararının devam etmesi isabetli olacaktır.”

Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırılması konusunda ise ulusal çıkarlarımızın bilimsel desteklerle savunulması ve mevcut Sevilla haritasının sakıncalarının anlatılmasına devam edilmesi gerekmektedir.

Üç tarafı denizlerle çevrili ve denizel biyoçeşitlilik açısından çok zengin olan ülkemizde denizel  biyoteknoloji ve  genomik üzerine yürütülen  çalışmalar yeterli değildir. Öyle ki, AB raporlarında ulusal denizel biyoteknoloji politikası ve stratejisi bulunmadığı belirtilmiştir.

Türkiye’nin sahip olduğu denizlerde: Farmakoloji ve Biyomedikal, Denizel Biyoürünler, Denizel Biyoenerji, DenizelMikrobiyoloji, AlgalBiyoteknoloji, Biyometaryal  ve Nanobiyoteknoloji, Denizel Ekosistemin İşlevselliği/Sürdürülebilirliği ve benzer konularda çalışmalar yapılması gerekmektedir.

DENİZLERDE YAPILMASI GEREKEN JEOLOJİK-JEOFİZİK ARAŞTIRMALAR:

Türkiye’yi saran denizler aktif fayların oluşturduğu depremlerle şekillenmektedir. Bunlardan en yıkıcı olanı Kuzey Anadolu Fay hattıdır. Depremin etkisinin için erken uyarı sisteminin kurulması gerekmektedir.

Kıyılarımızı tehdit eden diğer fay ise, Akdeniz’de Girit Adası’nın güneyinden geçen faydır. Ancak bu fayın kırılmasının yıkıcılığı yüksek olacaktır. Son Bodrum depreminde olduğu gibi tusunamiye de gerekli tedbirler almamız gerekmektedir. Kıyı yapıları ve yaşam üzerinde etkilerinin saptanması ve önlemlerin ortaya konulduğu araştırmaların yapılması gerekmektedir. Bu aktif fay hatlarında depremlerle ilişkin heyelana sebep olacak denizel alanlarının saptanması önemlidir.

Denizlerimizin korunması için kitlesel duyarlılığa ihtiyacımız vardır.

SONUÇ OLARAK:

1-TÜDAV’ın bilimsel raporu denizlerimizi ve doğamızı bekleyen tehlikeleri göz önüne sermesi açısından çok önemlidir. Vakit geçirmeden gerekli tedbirleri almamız, kitlesel duyarlığın yanında kurumsal duyarlılığın ve yöneticisel duyarlığın da harekete geçmesine ihtiyacımız var.

2009-20014 yılları arasında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve BM Kalkınma Programı (UNDP)  uygulayıcı ortaklığında, Ayvalık Adaları Tabiat Parkının da pilot proje alanı olarak yer aldığı, “Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Koruma Alanlarının Güçlendirilmesi” projesi uygulanmıştır.

Söz konusu proje kapsamında, biyoçeşitliliğin detaylı bilimsel araştırılması sonunda;

  1. Mevcut sınırları dışında kalan mercan yataklarının Tabiat Parkına ilave edilmesi,
  2. Uzun süreli biyolojik çeşitlilik çalışmalarının ve oşinografi analizlerinin yapılması,
  3. Denizel yapıyı korumayı hedefleyen bir yönetim planı oluşturularak insan faaliyetlerinin bu plana göre düzenlenmesi,
  4. Biyolojik çeşitliliğin ve yöredeki kıyı balıkçılığının durumunun gözlenebilmesi için “İzleme projesi” önerileri belirtilmesini rağmen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca bugüne kadar iyileştirici anlamda hiçbir faaliyet yapılmamıştır.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nin Ayvalık Temsilcisi olarak; 24.02.2016 tarihinde konuyla ilgili olarak verilen dilekçeye karşılık 09.03.2016 tarihinde verilen cevabi yazıda, sorunun Orman ve Su işleri Bakanlığı’na iletildiği belirtilmiş ise de bugüne kadar hiçbir gelişme olmamıştır.

2-Ülkemizin de taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik sözleşmesine göre Türkiye’nin 2020 yılına kadar aralarında tüm deniz alanlarının %10’unun deniz koruma alanı olarak ilan edilmesi gerektiğinden, mercanların bulunduğu bölgeyi deniz koruma alanı olarak ilan edilmesi için çalışmalara başlanabilir.

Ayrıca; Yunanistan devleti ile istişare edilerek hem deniz av yasağındaki ilan tarihlerinde farklılık ortadan kalkar hem de ortak deniz koruma alanları ilan ederek biyoçeşitlilik sözleşmesinin hükümleri yerine getirilir.

3.Denizdeki kirlenme, turizm nedeniyle aşırı artması nedeniyle yaz aylarında çok artmaktadır. Deniz tarama gemisine aşırı ihtiyaç vardır. Bunun yanısıra Ayvalık Belediyesi bünyesinde balık adamları olduğu takdirde hem bilimsel çalışma yapılır hem de çöpler temizlenmiş olur. Bu hizmet şehir içi çöp toplama şirketine yaptırabileceği gibi kira yoluyla da bu hizmet alınabilinir.

  1. Ayvalık Kent Konseyi ile birlikte Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Ayvalık Temsilcisi olarak 09 Ekim 2017 tarihinde “Ayvalık’ın Depremselliği paneli düzendik. Yayınladığım sonuç bildirgesinde belirtildiği üzere denizlerde bir fay hattının araştırılması ve olduğu takdirde, özellikle Midilli, Girit adalarındaki olası depremden kıyılarımızın etkilenmesi, tusunami dâhil incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Belediye Kanunun 53 ncü maddesi kapsamında halkın bilgilendirilmesi, ilçe kriz merkezi, acil durum planı, deprem çantası, doğal afet senaryoları, ilçe idare kurulunun yetkisinde olan acil toplanma belirleme yerleri v.b. yapılacaklar konusunda halk bilgilendirilmelidir.

5.Daha öncede belirttiğim üzere, Ayvalık Belediyesi bünyesinde Çevre Müdürlüğü ve Zemin Etüd Birimi kurulduğu takdirde, gereken tedbirleri alma yolunda ilerlemiş olacağımızı değerlendiriyorum. Sakarya Üniversitesi ve Sakarya Belediyesi iş birliği ile küresel seyrüsefer uydu sistemi ile yer kabuğu hareketleri 7/24 takip ediliyor. Bu akıllı uygulamalar depremsellik çalışmalarına katkı sağlaması için Yıldız Üniversitesi ile paylaşılıyor.  Kartal Belediyesi aynı keza öyle yapıyor. Kadıköy Belediyesi İklim Değişikliği Elemanı eğitimi veriyor. Bizim belediyemiz neden yapmasın?

UNUTMAYALIM İNSANI DEPREM DEĞİL, TEDBİRSİZLİK ÖLDÜRÜR. KADERCİ YAKLAŞIMA DEĞİL; BİLİME, SIĞINALIM.

Bu kadar hayati önemi taşıyan bu raporun Ayvalık Belediye Meclisi’nde görüşülerek karar altına alınması en büyük dileğimdir.

Bülent ÖZGEN

Türkiye Tabiatını Koruma

Derneği Ayvalık Temsilcisi

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu