20.Sayfa21.Sayfa22.SayfaAydın AyhanSayfalar

01.07.1909’DA OSMANLI MECLİS-İ MEBUSANI’NDA AYVALIK İLE İLGİLİ GÖRÜŞME TUTANAKLARI

Ayvalık Rumları kendilerine yapılan propagandaların etkisi ile olağan üstü şımarmışlar, İttihad ve Terakki Fırkasının ortaya attığı Sultan Abdülhamid’in devrilmesinden sonra meydana gelen “anasır-ı ittihad” fikrini devletin bir zayıflığı sanıp yeniden Yunanistan ile birleşme sevdasına kapılmışlardı. Kendilerini entelektüel olarak kabul eden ve bu ideal etrafında taraftar toplayan bir grup Ayvalıklı Rum silahlanarak Ayvalık’ta bulunan askeri birliği basmaya kalkışmış, Ayvalık sokaklarına Yunan bayrakları asmıştı. İzmir’den yollanan birliklerle birlikte kısa zamanda bastırılan bu harekete hemen ilan edilen “örfi idare-sıkıyönetim” ile bu kalkışmaya iştirak edenler tutuklanmıştı.

Ayvalık ayaklanmasını araştırmaya ve bu ayaklanmaya katılanların yargılanması için İstanbul 1.Nizamiye Fırkası Erkân-ı Harp Reisliğine tayin edilen Miralay Fahrettin Bey (Fahrettin Türkkan Paşa) tayin edilmişti.(N.Kâşif Kıcıman – Medine Müdafaası-Hicaz Bizden Nasıl Ayrıldı  s:24)

Ayvalık olayları ve ilan edilen sıkıyönetim Osmanlı Meclis’i Mebbusanı’nda uzun süre tartışılan bir konu oldu. Tutanaklardan da anlaşılacağı üzere Balıkesir mebuslarından da olaya ilgi duyan ve Ayvalık’a giderek incelemede bulunanlar da var. Yaptığı konuşmada Ayvalık’ta çalışmakta olan devlet görevlilerinin durumları da yansıtılmış.

Özellikle Ziya Gökalp’in “Vatan” şiirinde de sözünü ettiği Serfiçe mebusu Yorgo Başo Efendinin konuşmalarından, Ziya Gökalp’in onun ismini şiirinde neden zikrettiğini anlayabiliriz. Şiirdeki Yorgo Başo’dan bahsedilen kısım şudur:

Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,

Her ferdinde mefkure bir, lisan, adet, din bîrdir..

Meb ‘usanı temiz, orda Boşo’ların sözü yok,

Hududunda evlâtları seve seve can verir;

Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Meclis-i Mebbusan zabıt tutanaklarına geçen tartışmalarla Ayvalık isyanı ile ilgili oturumlarda konuşulanlar şöyle:

 

İ(İnikad) : 104 18 Haziran 1325

Ayvalık’ta masarıfatı askeriyenin ahaliye tahmil edildiğine dair istihbaratın asılsız olduğu hakkında Sadaret tezkiresi.

REİS — Sadaret tezkirelerini okutuyorum.

Meclisi Mebusan Riyaseti Celilesine

Ayvalık’ta emvali emîriyye tahsilatında pek ziyade iltizamı şiddet edilerek eşhası kesirenin tevkif olunduğu ve oradaki Asâkiri Şahaneye muktazîmekûlâtınmesarifi de ahaliye tahmil edildiği bazı gazetelerin neşriyatına ve istihbaratına atfen Selanik Mebusu Honeus Efendi tarafından ifade edilmiş ve tekâlifi emîriyyelerini vaktinde ifa etmeyenlerin hapis ile tazyikleri muktezâyı nizamdan ve askerin mekûlât masrafını ahaliye tahmil etmek gibi yolsuzluğun vuku bulamayacağı bedihiyattan ise de, neşriyatı vakıanın mahiyeti tamamiyle tezahür ettirilmek üzere memuriyeti mahsûsa ile Ayvalık’ta bulunan saaddetlû Muharrem Beyefendi Hazretlerinden istifsarı keyfiyet olunmuş idi. Cevaben vârid olup, suretleri leffen tarafı Sâmîlerine irsal kılınan iki kıt’a telgrafta mesarifiaskeriyyenin ahaliye tahmil edildi­ğine müteallik neşriyat külliyen bîesas olduğu ve emvali emîriyye tahsilatından dolayı hiç kimsenin hapsedilmediği bildirilmekle, keyfiyetin mumaileyhe tebliği manût-ı re’yi âlîleridir efendim. (11 Haziran 1325 Sadrazam Hüseyin Hilmi)

REİS — Şimdi efendim, bir takrir vermişsiniz.

 

HACI KASIM EFENDİ (Kayseri) — Neşreden kimseye mücazat etmeli.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Yirmi gün Memalik-i Osmaniye’nin bir kısmında İdare-i Örfiye ilân olunup el’an devam etmektedir. Ve bu İdare-i (Gürültü)

KİRKOR ZÂHRAP EFENDİ (İstanbul) — Eğer hakikaten bedahete karşı resmî tebliğlere inanacak isek (Gürültü) Adana meselesinde de böyle oldu,

MEHMETALÂT BEY (Ankara) — Büsbütün yalan söylüyorsunuz. O, Sultan Hamit Devrinde idi. Resmî tebliğler var.

KİRKOR ZÂHRAP EFENDİ (İstanbul) — Resmî tebliğlerin hepsi yalandır. Bütün Konsolosların tahkikatı var. Vicdanla muhakeme etmeli. (Gürültü)

MEHME TALÂT BEY (Ankara) — Şikâyâtın göklere çıktı. (Gürültü)

REİS — Bırakın efendim.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Yirmi gün mukaddem, Memalik-i Osmaniyenin bir kısmında, Ayvalık Kasabasında İdare-i Örfiye tatbik ediliyor. Elan icra olunmaktadır. Bu tedbir neticesi olarak, tabiî, fevkalâde şeyler icra edilmiş ve gazetelerde de orada bulunan Asâkir-i Osmaniyenin mesarif-i yevmiyesi ahaliye tahmil edilmiş yolunda bir şey görmüş idim. Bunun üzerine Sadrazam Paşa Hazretlerine müracaat ettim ve müracaat neticesi olarak şimdi kıraat olunan tezkere gelmiştir. Lâkin bu İdare-i Örfiye Millet Meclisinde de malum olmak lâzımdır. Bunun için de bendeniz bugün bir takrir verdim, rica ederim kıraat edilsin ve bunun üzerine Dâhiliye Nezaretinden istizah olunsun. Bunu müstelzim olan esbab ile netice-i tahkikata Meclis vâkıf olmalı.

REİS — Dâhiliye Nazırı saat sekizde gelecektir buraya, o vakit sorarsınız, cevabını verir.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Millet Meclisi vâkıf olmalıdır.

REİS — Anladım efendim. Dâhiliye Nazırı geldiği vakit sorarız.

İSMAİL BEY (Edirne) — Bir mebusun oraya gidip de şifahen şikâyet etmesi üzerine hiçbir vakitte Sadrazam öyle cevaplar veremez. Ancak Honeus Efendinin bugünkü takriri okunup ta istizah kabul olunursa, o vakit Sadrazam Paşadan bu gibi malumatı istihsal edebiliriz.

YORGO BOŞO EFENDİ (Serfice) — Biz ne vakit istersek, Nazımlara gider, istizahı mesele ederiz.

REİS — Müsaade buyurun efendim. Ben söz söylerken, siz de söylerseniz ne olacak? Diyorum ki kendisine tevdi olunmak üzere gönderilmiştir. Mebusan, bu işten haberdar olunmalıdır. (Hay hay sadaları)

YORGİ HONEUS EFENDİ (Devamla) — Tanin Gazetesi yazıyor. Gittim sual ettim. Bunda bir şey var mı?

XXX

 

         İ : 105 – 20 Haziran 1325( 03.07.1909)

Selanik Mebusu Honeus Yorgi Efendinin; Ayvalık’ta ilan olunan İdare-i Örfiye hakkında istizah takririne Dahiliye Nazırı Ferit Paşanın cevabı.

 REİS — Şimdi Honeus Efendinin Dâhiliye Nezaretinden istizah var. Buyurun Nazır Paşa…

FERİT PAŞA (Dâhiliye Nazırı) — Ayvalık’ta İdare-i Örfiye ilan olunduğunu Meclisi MebusanÂzasındanHoneus Efendi soruyor: Niçin ilan edilmiş? Ayvalık’taki Müfreze-i Askeriye Zabitanından ikisinin bulunduğu haneye Haziranın birinci günü akşamı saat yarım raddelerinde ahali-i mahalliyeden bazıları gitmişler, kurşun atmışlar. O sırada Askerî Zabitlerden, neferattan bir ikisi yaralanmış. Bir heyecan hâsıl olmuş. Ayvalık Kaymakamı, CezairiBahrisefit Valisi, Hüdavendigâr Valisi tahkikata lüzum göstererek oraya gittiler. Bu tahsisat icra olunacağı sırada orada birçok esliha-i nâriyenin, daha birçok şeylerin muhtefî olduğu ve bu esnada münasebetsiz bazı ahvalin vukuu melhuz olduğu gösterilmesi üzerine İdare-i Örfiye ilan olunmuştur. İdare-i örfiye ilan olunduktan sonra bir Divanı Harp gönderdik. Divanı Harbin kaideten icra edeceği muamelata Mülkiye memurları tarafından bakılmak üzere bir tahkik memuru göndermekle beraber Hüdavendigâr Valisini de oraya izam ettik. Karesi Mutasarrıfını da gönderdik. O sıra, muayyen bir müddet muhtefî olan eslihanın teslimi lü­zumunu gösterdik 1 870 Gra tüfeği, ondan başka, altı yüz bu kadar kıyye barut teslim ettiler. Daha birçok eczayı nâriye elde edildi. Bu münasebetsiz harekâtta bulunanları Divanı Harp aradı, tahkik etti. Onlar da ifayı vazife ettiler. Bu suretle mesele hitam buldu. Asayiş tamamiyle iade olunmuş ve Divanı Harp de hemen vazifesini ikmal etmek üzeredir. Asayiş takarrür etmiş. İşin içinde bulunanlar, zîmet-hal olanlar otuz iki kişidir. Onlar hakkında da tahkikatı kanuniye icrasına başlanılmış­tır. Sükûn ve asayiş temin olunmuştur. İstizah olunacak bir şey yoktur.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Bu ilk vukuatta ahali ile asker beyninde bir müsademe vuku bulmuş mu? Vuku bulmuşsa, tarafeynden mecruh ve telefat var mıdır? Varsa ne kadardır?

İkincisi; Ayvalık öteden beri kaçakçılık fiili ile maruf mudur, değil midir?

Üçüncüsü; Asakir-i Osmaniye Ayvalık’a vardık da mektepleri tatil ederek, çocukları mektepten ihraç ile kendilerinin mekteplerde iskân edip etmedikleri doğ­ru mudur? Acaba İzmir’den ve sair mahallerden çadır getirilmesi kabil mi idi, değil mi idi? Bu cihetleri izah buyurduktan sonra mütalaamı arz edeceğim.

FERİT PAŞA (Devamla) — Ahali, askerin ve zabitanın ikametgâhlarının camlarını kırdıktan sonra efradı askeriyeden dört kişiyi cerh ettiler. Bunun üzerine ahaliye karşı asker istimali silaha mecbur olmuş ve ahaliden de altı kişi mecruh olmuştur. Bu vukuattan sonra Mutasarrıf ile Vali orada taharriyat ve takibatı kanuniyye icra olunmasına lüzum gösterdiler ve gizli olan eslihanın meydana çıkarılmasını istediler. Çünkü hiçbir devlet müsaade edemez ki memleketin bir tarafını esliha deposu haline getirsinler. Orada 1 800, 2 000 Gr a bulundu bu iki bin Grayı kendi rızalarıyla teslim ettikleri halde, elbette bunlara Hükümet nazar-ı iğmaz ile bakamaz. Şimdi burası böyle.

Kaçakçı meselesine gelince: Kaçakçılık meselesi çoktan beri vardı. Alelhusus Meşrutiyet ilân olunduktan sonra zannolundu ki oralarda kaçakçılık daha serbestçe icra olunacak. Bunun üzerine kaçakçılık arttı ve bunu Hükümeti mahalliye mümkün mertebe men’e çalıştı ve orada çıkan tüfeklerden bazıları müsadere olundu. Faka t bu defa görüldü ki gerek esliha, gerek eczayı nâriye getirilerek, orası depo ittihaz olunmuş­ tur. Anadolu’nun yanı başında olan Yunan adasına ve daha ekser mahallere esliha sevk olunuyor. Bunda da bir hüsnü maksat görmedik. Onun için ifayı vazife ettik. (Şiddetli alkışlar) Ora ahalisi, öteden beri ne yaptılarsa pek fena yaptılar.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Hükü­mete sual ediyorum, Hükümet ne yaptı?

FERİT PAŞA (Devamla) — Hükümet, muttali olduğu halde derhal vazifesini ifa etmiştir ve yine ifayı vazifede devam ediyor. Ben onların bu hareketini hüsnüniyetle yapılmış görmedim. Onun için ifayı vazifeye mecbur oldum. (Alkışlar) Askerin ivâ ve iskânı için, işittiğime göre, mektepler bir müddet tahliye olunmuştur. Buna dair evrakı tahkikiye vardır. Bir mektep tahliye olunmuş. Sonra askere denildi ki o mektebi de tahliye ediniz, yer bulunuz. Yer bulundu asker de çıktı. Eğer bu mektebin bir kısmında askeri müsafereten kabul ettilerse onu da bilemem. Ondan da bizim için bir mesuliyet tevellüt etmez.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Divanı Harp ne gibi muhakemeler ile iştigal ediyor?

FERİT PAŞA (Devamla) — Orada asayişi ihlâl eden otuz iki kişidir.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Asayiş muhtel olmuş mudur?

FERİT PAŞA (Devamla) — Muhtel olmuş mu ne demek? Askere karşı silâh istimal edilirse, ihtilal değil de nedir? Bu ilk hareket ihtilal derecesine varmama k için müdahaleye mecbur oldum, ihtilâl olmuş olsaydı belki daha ziyade tedabir-i şedîdeye tevessül edecektik.

KOZMİDİ EFENDİ (İstanbul) — Tarafı Devletinizden verilen izahattan anlaşıldığına göre icra kılı­nan tahkikat neticesinde dört tane askerin cerh ve katledilmesi gibi mekruh bir cinayeti icab ettiren şey, bir cürmü siyasî şeklinde midir, yoksa birkaç mütecavizin âdi bir cinayetinden ibaret midir?

FERİT PAŞA (Devamla) — Onu bilemem. Elde bulunan bazı evrak ki bizde mevcuttur, gösteriyor ki cinayet âdi bir surette başlıyorsa da, siyasî bir şekle intikal etmesi ihtimali de vardı. Herhalde, orasını heyeti tahkikiye gösterecek. Şimdi tahkikatından anlaşılan, ceraim-i âdiyeden olmak üzere birkaç kişinin tecavüzünden ibaret kalıyor.

KOZMİDİ EFENDİ (İstanbul) — Bendeniz tahkikatı kanuniyye icrası taraftarıyım. Bizim askerimize tecavüz etmek, katletmek değil, hatta hakaret bile edilse mütecavizinin kanunun en büyük şiddetiyle tecrimi taraftarıyım. Fakat Devri Sabıkta olduğu gibi bazı vekayii, mahiyeti itibariyle ceraimiâdiyeden iken ona bir siyasî şekil verip de şekli bâtılı haricî ile bir şey yapılırsa, bu muvafık olamaz.

FERİT PAŞA (Devamla) — Zamanı Meşrutiyette şüpheye mahal verecek bir şey bulunamaz. Orada görülen bazı ahval ilcasiyle, iktizasınca Hükümetin acele ile bu işi bastırması lazım geldi ve katiyyen kimseye bir haksızlık olmamıştır.

KOZMİDİ EFENDİ (İstanbul) — Fakat siyasî bir hareket var mı idi?

FERİT PAŞA (Devamla) — O bize ait bir mesele. Söyledim ya, kimseye bir haksızlık olmamıştır.

MUHARREM HASBİ EFENDİ (Karesi) — Efendim, müsaade buyurulursa Ayvalık meselesi hakkında birkaç söz söyleyeceğim. Malûmuâliniz, her hadisenin bir sebebi maddî ve manevîsi vardır. Bu Ayvalık hadisesinin sebebi manevîsini şerh ve izah edeyim. Çünkü bendeniz Karesi sancağı mebusuyum, Ayvalık kasabası da Karesi sancağı dâhilindedir. Hususiyet cihetinden bize ciheti taalluku var. Hükümetin de nazarı dikkatini celb ile ikaz edeceğim. Her şeyi açık söyleyeyim, Devri Sabıkta Hükümete ait ne kadar nekayıs varsa, onları birer suretle kapatarak kabahati başka yere atfederdik.

Şimdi Ayvalık, bu Karesi sancağının garp tarafında Balıkesir’e 25 – 26 saat mesafede bir kasabadır. 27 bin nüfusu vardır. Mevki cihetiyle gerek mevkii siyasî ve ticareti nokta-i nazarından gayet ehemdir, mühim değil ehemdir. Mamuriyet cihetinden Karesi sancağı dâhilinde Ayvalık kasabası birinciliği ihraz eder. Bendeniz maarif müfettişliği namıyla oraya gittim, oranın mekteplerini teftiş ettim.

Fakat rica ederim her şeyi arz edeceğim, bir şey saklamayacağım, çünkü kısmen kabahat bizdedir. Ayvalık’ın şimdiki şu serzede-i zuhur olan hadiseye kısmen biz sebebiyet vermiş oluyoruz.

Şimdi, efendim, bendeniz Ayvahk’ a vardım, Ayvalık’ta evvela Kaymakam Beyle görüştüm. O tarihte Kaymakam olarak gördüğüm zat, elinde bir tespih, tahmid ile meşgul. Efendim hukuku idareden, usulü idareden bihaber, mevkiinden bihaber, siyasetten bihaber.

Sonra, efendim, hâkim ile görüştüm. Hâkim efendi, usulü mehakimden bihaber, şer’i şeriften bihaber. (Gürültü) Ben söyleyeyim, sonra siz tenkit edin. Dinleyiniz de lütfen teşrih edelim, yaramızı meydana çıkaralım, teşhis edelim, bâdehû o yaraya merhem arayalım. Sonra efendim hâkimle görüştüm.

Arz ettiğim gibi, usulü mehakimden, kavaidi mehakimden, revâbıtı mehakimden bihaber, daha doğrusu ahkâmı şer’iye ve kanuniyeden bihaber. Tâbi olduğu hattıhareket, acaba 5 – 10 kuruş nereden çarpabilirim. Hâkimin de takip ettiği meslek bundan ibarettir.

Sonra efendim, kaymakama müracaat ettim ki… (Gürültü) Ben söyleyeyim, sonra siz tenkit edin. Alelusul Ayvalık’ta mevcut olan mekâtibi teftiş ettim, Rum mektebini de edeceğim dedim. O vakit Kaymakam durdu. Hâlbuki bütün Rum vatandaşlarımızda bir fikir vardır. Hükümeti Osmaniye, mekâtibigayrimüslimeyi teftiş edemez. Sebebi? Zira imtiyazatımezhebiye varmış. O nokta-i nazardan Hükümeti Osmaniye mekâtibiHıristiyaniyeyi teftiş selâhiyetinden mahrumdur. Bendenize kalırsa, bu, hükümet içinde hü­kümet demektir ve evvela hikmeti hükümete muhaliftir.

Şimdi bendeniz Kaymakama böyle söyleyince, Kaymakam düşündü «Yarına kadar müsaade ediniz, burada Metropolit Efendi vardır, ona söyleyeyim. Ya­rın gider, mektebi teftiş edersiniz» dedi. Metropolit Efendiye yazmış. Bendenize bir zaptiye geldi, Kaymakam bey çağırıyor dedi. Hükümete gittim. Bana dedi ki, «Evet, Metropolit Efendiye yazdım, gelsinler.» demiş, fakat rica ederim Hasbi Efendi, bir iş çıkarmayın. Bizde, en ziyade, «idare-i Hükümet nokta-i nazarından rica ederim sızıltı çıkarmayınız.» gibi tabirler müstameldir. Hâlbuki Ayvalık ahalisi içinde – bimehâbâ söylüyorum – fazileti, doğruluğu, insanlığı takdir eden, sülüsandan ziyadedir. Ayvalık ahalisi, hakikaten bizim anladığımız gibi değildir. Terbiyesizleri de var. Geçen ki Yunan mesele-i zâilesinde Yunanistan’a gönüllü olarak gidenler de var. Bendeniz gittim, Rumların mekteplerini gezdim. Rumların orada mükemmel mektepleri vardır ki, bir tanesi 7 sınıf üzerine olup, 14 muallimleri vardır. Bizim ulüvvü himmetimizi şerh edeceğim.

Gittim, Metropolit Efendi ile görüştüm. Metropolit Efendi bana dedi ki, «Ben size programları gösteremem.» Bendeniz o vakit dedim ki “Ben dâhili livaya çıktım, mekâtibinkaffesini nazarı teftişten geçireceğim. Sizin mektebi teftiş edi­şimiz meşruiyet hilâfında, kanun hilâfında tedrisat icra edildiğinden değil, mademki bilumum mekâtibiOsmaniyeyi teftiş ediyorum, sizin mekteplerinizi de teftiş edeceğim. Mekteplerinizde mugayiri ubudiyet ve mugayiri sadakat bir hal olduğundan mı bu usul ittihaz edildi? Hayır, tamimi maarif ve terakki-i maarif için Devletçe böyle bir usul ittihaz olunmuş”. Metropolit vekili programları gösteremem, katiyyen olamaz, yalnız Manisa’ya yazarım – Çünkü Ayvalık metropoliti Manisa metropolitine tabidir – müsaade istihsal edersem, kabil olabilir dedi.

Sonra bendeniz Kaymakama geldim, Kaymakama dedim ki, vekil efendi böyle söylüyor. Şimdi Kaymakam da bana rica etmeye başladı, «Hasbi Efendi, rica ederim, bir mesele çıkarma» dedi. “Peki.” dedim.

Şimdi gelelim Ayvalık’taki o mektebe ki, 14 muallimi vardır. Bir Türkçe muallimi vardır, maaşı 400 kuruştur. Ayrıca bir jimnastikhaneleri vardır. Âlât-ı kimyeviyye, âlât-ı hendesiyye, âlât-ı rasadiyye, âlat-ı tıbbiyye hepsi mevcuttur. (Gürültü) Durunuz efendim, neticeye bakınız rica ederim.

REİS — İstizah maddesi başka, sizin söylediğiniz başka.

MUHARREM HASBİ EFENDİ (Devamla) — Orada bizim bir iptidai mektebimiz vardır. Bunun bir de muallimi vardır. Şimdi efendiler, bu mektep mualliminin maaşı kaç kuruştur biliyor musunuz? 50 kuruş, 50, 50! Bu hadisenin esbabı maneviyesinden birisi de Ayvalık’a gönderdiğimiz memurlardır. Çünkü Ayvalık’ta Atina Darülfünundan diplomalı efendiler vardır. Bunun için Ayvalık’ın siyaseten, mevkien de ehemmiyeti vardır. Ayvalık’a gönderilen memurlar daima mümtaz memurlar olmalı.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — Meşrutiyetin adalet ve asayişin istikrarıyla vücud-pezîr olacağına kimse şüphe etmez. O sebepten dolayıdır ki, Hükümeti Meşrute, yedine tevdi olunan bilcümle kuvayı zabıta ve adliye ile işbu asayişin istikrarına himmet etmek lazım gelir. Hükümet, indelhace Kanunu Esasimize fevkalade olarak bir tedbir daha bahsetmiştir ki, o da asayişin istikrarı için idare-i örfiye ilanı ve divanı harp tesisidir. İşbu idare-i örfiye ilanını müteakip zuhur eden ahval, cümlemizce malumdur ki, Meşrutiyetin ahaliye bahşetmiş olduğu hukuku medeniyeden kısmı küllisinin mahrumiyetini istilzam eder. İdare-i Müstebide dahi, ahalinin haiz olduğu hukukunu ıskat etmekten başka bir şey değildir. Çünkü divanı harbin hükümleri, malûmuâlinizdir ki, istinaf ve temyize tabi olmayarak derakap meriyül icradır. O sebepten dolayı Hükümetin vazifesi büyüktür. İdare-i örfiye ilanından evvel iyice ahvali tetkik ile lüzumunu takdir etmek hususunda dikkat lazımdır. Çünkü olur olmaz esbap üzerine ve ahvali mahalliyye iktiza ettirmeksizin, mahza bir muamele-i örfiye ilan etmek için bunu vesile ittihaz ile idare-i örfiye ilan ederse, Meşrutiyetten beklediğimiz muhassenat külliyen mefkut kalır ve âlemi medeniyete dahi işbu Meşrutiyette örfî muamele etmekte olduğumuzu göstermiş oluruz.

Bu sebepten, fevkalade dikkat edilmesi lazım gelir. Şimdi Ayvalık’ta bir aydan beri idare-i örfiye ilan edilmiş olduğu Dâhiliye Nazırı Paşa Hazretleri tarafından verilen izahattan anlaşılmıştır.

Bu idare-i örfıyeyi istilzam eden ahval, Paşa tarafından sanhan izah edilmiş ise de, bendeniz temin ederim ve bu hususta zannederim ki, Hükümet dahi tekzip edemez, bu vaka, yalnız bir iki sarhoş ile müfreze-i askeriye beyninde vukua gelen bir münazaadan başka bir şey değildir. Nasıl ki bu husus muahhara n icra edilmiş olan tahkikat neticesinde tezahür etmiştir. Şimdi deniliyor ki, idare-i örf iyeyi müteakip icra kılınan taharriyat neticesi olarak birtakım esliha-i memnua, birtakım edevatı nariye meydana çıkmıştır.

Tabiî, bu fena bir haldir, bunların olmaması lazım gelirdi. Lâkin bunların bulunması herhalde idare-i örfiye ilanına kâfi bir sebep değildir. Nasıl ki kâfi olmadığım Hükümet, geçenlerde Arnavutluk’ta ittihaz ettiği usul ile de gösterdi.

Orada Cavit Paşa Hazretleri külli asker ile icraat yaptı. Bununla beraber idare-i örfiye ilan edilmemiştir. Bugün gazetelerde okuduğuma nazaran Beyrut’ta, Ankara’da, sair mahallerde Gıra ve sair ka­çak tüfekler bulunmuş ve tutulmuştur. Oralarda bunu müteakip idare-i örfiye ilan edilmemiştir ve Kanunu Esasinin Hükümete ilanı idare-i örfiye hususunda bahşetmiş olduğu müsaadet, hiçbir vakitte böyle kaçak silah bulunmasıyla idare-i örfiye ilanına mezuniyet bahşetmek suretinde değildir. Yalnız eğer o istihsal olunan eslihanın ihlali âsâyiş hususunda istimal olunacağına dair delail elde olununcaya kadar, b u eslihanın vücudu o niyete bir beyyine-i katiyye olamaz. Eğer şimdi idare-i örfiye yalnız ihlali âsâyiş için.. (Gürültüler)

REİS — Honeus Efendi, görüyorsunuz, bütün Meclis Hükümetin yaptığını kabul ediyor.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Devamla) — Rica ederim, yalnız ihlal-i âsâyiş için kullanılırsa Dâhiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin söylediği gibi, öteden beri Ayvalık’ta mevcut olan esliha kaçakçılığını Hükü­met, her vakit haiz olduğu kuvveti âdiye ile tecrim etmeye muktedirdir. Hükümet, bunları da takip etmek vazifesini ifa etmelidir. Fevkalade tedbir ittihazına hacet yoktur. Kuvveti âdiye ile bunları tecziye etmeye muktedirdir. Lâkin silah bulunması idare-i örfiye ilanına kâfi bir sebep olacak olursa, o vakit ben bilirim ki Arnavutluk, bütün Rumeli müsellahtır. (Hayır, sedaları, gürültüler) Şimdi mademki inzibat takarrür etti, idare-i örfiye niçin devam ediyor?

Mademki ihtilâl yoktur, mademki ecraimi siyasiye yoktur, niçin 32 kişi mahza Hükümete karşı bir tecavüzde bulunduğundan dolayı mugayiri Kanunu Esasi olarak mehakime müracaattan mahrum kalıyorlar?

Niçin şimdiye kadar idare-i örfiye devam etmektedir, niçin bunlar divanı harbe sevk olunuyor?

Ne için? Bu da zannederim ki, muhalifi Kanun-u Esasidir ve memleketimizin ciddî menafiine de mugayirdir. Bir de tahsilatı bakaya hakkında tazyikatı fevkalade istimal edilmiş diye şüyû buldu. Hususî olarak böyle bir şey olup olmadığını sordum. Sadrazam Pa­şa Hazretleri bu yolda bir güne tazyikat olmadığını söyledi. Bunun üzerine, Paşa Hazretleri, tezkeresiyle tazyikat istimal edilmediğini bildirmiş idi. Şimdi İstanbul’da dahi idare-i örfiye ilân olunmuş olduğu halde ve İstanbul halkı da milyonlarca lira medyun bulunduğu halde, bunlar aleyhinde hiçbir gûnatazyikatta bulunulmuyor.

Niçin idare-i örfiyeden bilistifade yalnız emlâk vergisinden Hükümetin matlubu olan 2 milyon lira tahsil olunmuyor? Bununla beraber meclisimizde bakayaların sureti tahsili hakkında geçenlerde bir kanun tasdik edilmiş idi. Bunun sureti j tahsili, başka bir esas üzere vazedilmiş. Bu usulü tecavüz etmemek lâzım. Şimdi fevkalâde bir zamandan bilistifade böyle bir tazyik ile 15 gün içinde 53 bin kuruş para tahsil edilmesinin muvafıkı adalet olup olmadığını vicdanı âlilerine tevzi ediyorum.

 

XXX

İ : 105 – 20 Haziran 1325( 03.07.1909)

          YORGO BOŞO EFENDİ (Serfice) — Ayvalık’ta idare-i örfiye ilânından bahsetmeyeceğim. Bendeniz şunu esas ittihaz etmek istiyorum ki, Hükümet kendi mesuliyeti tahtında nerede isterse idare-i örfiyeyi ilân edebilir. Eğer lüzumsuz olarak idare-i örfiyeyi ilân ettirdi ise onu mesul ederiz ve bu idare-i örfiye ilan edilmeksizin daha fena netayiç vücuda gelecek olursa, o vakit o Hükümet cevabını verir. Cevabını vermezse bize karşı mesul olur. Hükümet serbest olmalı, inzibatı bildiği gibi vücuda getirmeli. Faka t gerek idare-i örfiyenin ilânından evvel, gerek sonra olsun, meydana çıkmış olan eslihadan bahsetmek istiyorum. Esliha orada ihtifa olunmuş, birkaç depolar bulunmuş 1 000, 2 000 esliha bulunmuş.

Biz biliyoruz ki orada daima tüfek kaçakçılığı devam ediyor ve kurbiyeti münasebetiyle en çok esliha buraya Yunanistan’dan geliyor. Bu tüfekler bizim memleketimize gelmek için iki maksat olabilir: Birincisi ticaret, diğeri de ihtilâldir.

Şimdi ne vakit bir yerde esliha bulunursa, Hükümet tahkik ve tetkik etmezden evvel birden bire bu 2 şıkkın birisine mi hükmetmek lâzım geliyor, yoksa biraz tahkikat etmeli, bu yerin ahvali sabıkasını, o memleketin iktizasını, ahalisinin edepli, edepsiz olduğunu tahkik ettikten sonra meseleyi anlamalı. Acaba bu eslihanın getirilmesi ihtilâl için midir, yoksa ticaret için midir? Bunu öğrenmelidir. Ticaret için getirilen eslihanınmen’i hususu yine başka, fakat ihtilâl için getirilen eslihanınmen’i yine başkadır.

Bulgar ihtilâlinde bizim memleketimiz hudud-u Yûnâniye üzerinde bulunduğu için söylüyorum, Müslümanlar giderler, Yunanistan’dan tüfek alıp Bulgar’lara satarlardı. Sonra o tüfekleri Bulgar’lar bizim üzerimize istimal ederlerdi. Demek oluyor ki ticaret o kadar tatlıdır ki, insanı daima bu gibi şeylere teşvik ediyor.

PANÇEDOREF EFENDİ (Manastır) — Bulgar’ları karıştırmayın şimdi.

YORGO BOŞO EFENDİ (Devamla) — Pekâlâ hatırlarsınız Transval Muharebesinde İngilizler Boerlere tüfek satarlardı. Şimdi bir hükümetin vazifesi, bu gibi esliha bulunduğunu haber aldığı sırada güzelce tahkik etmeli, zira bu mesele bizim memleketimize gayet mühim bir meseledir. Bu gibi vukuat daha birkaç sene devam edecek. Zira umum ahali tüfek ta­şımaya alışmış. Müslümanlar tüfek unsurudur ve onların yanında diğer Hıristiyanlar da, diğer vatandaş­ları da tüfek taşımaya alışmışlar.

Şimdi Arnavutlardan, geliniz tüfekleri kaldırınız, kabil değildir. Onlar küçük yaşından beri tüfekle alış­mıştır. Dost var, düşman var diyor. Ama mezmum bir şey, birdenbire kaldırılır mı? Fakat bendeniz her halde dışarıdan gelen tüfekler ticaret içindir diyemem. Bendeniz bu memleket içinde bir ihtilâl yok diye bir efkârda bulunmakla muvazzaf değilim. Zira ben burada, içeride bulunuyorum, dışarıda ne olduğunu bilemem.

Elbette onu Hükümet tahkik edecek, Hükümet bakacak, eğer nerde mevcut ise, ihtilâli birdenbire bastıracak, idare-i örfiye mi ilân eder, ne yaparsa yapar. Fakat neticesini düşünsün, eğer haksız ve lüzumsuz yerde idare-i örfiye ilan ettirirse, ticaret ve sanatla meşgul olan ahaliyi bu gibi ahvalden dolayı tazyik altında bulunduracak olursa, maddî ve manevî mesuliyet terettüp edeceğini düşünmeli.

Bir de başka şeyler var ki biz bugünlerde işitiyoruz. Arabalarla Edirne cihetine tüfek gidiyor, Müslümanlara tevzi olunuyormuş. Buna inanılır mı? İnananlar var. Şimdi o ahaliye, geliniz, kafiyen silâh almayı­nız deyin. Herkes diyor ki ne olur, ne olmaz. Ben de bir tüfek elde edeyim, çünkü Müslümanlara tü­fek tevzi olunuyor diyor. Şimdi bu fikri Hıristiyanlardan nasıl çıkaracağız? Nasıl biz Müslümanlardan tüfekleri toplatacağız meselesi bizi aylarca, senelerce düşündürecek bir me ­ seledir.

Ahalimiz öteden beri ihtilâflar içinde, istibdatlar İçinde yaşamış bir memlekettir. Onun için bu esliha, ekmek, peynir gibidir. Nasıl ki her sabah ekmek, peynir yiyoruz, onun gibi silâh da taşıyoruz. Olur olmaz bir yerde 1 000 Gra tüfeği bulunmuş, bu kafiyen mantıkî olamaz

MEHMET VASIF EFENDİ (Manastır) — Ahvali mahalliyeye göre pekâlâ mantıkî olabilir.

YORGO BOŞO EFENDİ (Devamla) — Sonradan tahakkuk ediyor ki, o, kaçakçılıktan ibarettir. Bugün Anadolu vilâyâtını kâmilen dolaşınız, en çok Müslümanlarda tüfek bulacaksınız. Anadolu’da oldu­ğu gibi Rumeli’de dahi öyledir. (Gürültüler, hayır sedaları) Eğer esliha taşıması memnu ise, bu memnûiyeti tamim edelim. O vakit kimsenin şikâyet etmeye hakkı yoktur. (Gürültü)

Esliha taşıması memnu değildir. Yalnız bir kı­smı ahaliye memnudur. (Yanılıyorsunuz sedaları) Ya fakat rica ederim dolaşınız, bugün kim isterse beraber gelsin, dolaşalım. Umum evlerde tüfek bulaca­ğız. İslâmlarda da bulacağız, Hıristiyanlarda da bulacağız. (Kim erbap ise) örfiye ilânı münasebetiyle Hükümet bastırır, alır. Şimdi tüfekleri toplamak için umu m memlekette idare-i örfiye mi ilân edeceğiz?

Bunu yapamayız. Niçin Ayvalık’ta olsun da Akhisar’da olmasın veyahut Siyah Hisar’da olmasın? (Ayvalık kendi davet etti sedaları) Ne malûm ki başka yerde yok. Ayvalık’ta mesele tüfeklerden dolayı meydana çıkmadı. Ayvalık’ta iki sarhoş, asker üzerine istimali silah ettiklerinden dolayı mesele çıktı.

Sonra ararken tararken birkaç tü­fek çıkmış. (Birkaç değil 2 000 sedaları) Bu, izahat meselesi değil. Bendeniz diyorum ki yarın öbür gün sair yerlerde de böyle şeyler çıkacak. Hükümetin dikkatini celb ediyorum ki lüzumsuz olarak idare-i örfiye ilân olunuyorsa, pek fena neticeler çıkar. Fakat lüzumlu olup da ilân etmezse fenalığı men etmezse aynı derece yine fenalık zuhur eder. Gayet itina, gayet dikkat ister.

İSMAİL BEY (Gümülcine) – – Bendeniz ne Honeus Efendi gibi hissimi başka manalarda ihsas edecek surette îrâdı kelâm edeceğim, ne de Boşo Efendi gibi istikbalden korkarak veyahut lıavf vaziyetleri göstererek tehâşî göstereceğim. Sözlerimi kısa keseceğim. Honeus Efendi mukaddime olarak Hükümeti Meşrute’den ahalinin ve âmmenin beklediği şey, adalet, âsâyiş ve inzibattır dediler. Evet doğrudur. Ahalinin, âmmenin Hükümette n beklediği şey, adalettir, asayiştir, inzibattır. Fakat Hükümetin de vezaifi mütekabile esasına müstenit olarak ahaliden, efradı tebeadan beklediği şey vardır. O da Hükümeti metbûasına itaat ve inkıyad, kavânîn ve nizamatı Hükümete muvafakat, ondan sonra âmmeninmenafii hilâfında ve kezalik Hükümeti metbuasının menfaatine muhalif birtakım makasıdı muzır a takibinden mücanebet. İşte Hükümeti Meşruta, ahaliden bunları bekliyor.

Hükümeti Meşrutanın şu intizarına karşı, şu 3 vecîbenin, vazifenin hilâfında hareket eden ahaliye karşı adalet ise, böyle yapanları kahr-u tedmîr edip, onların makasıd-ı sakîmlerine hatime çekmektir. (Alkışlar)

Onlara karşı inzibat da, idare-i örfiyedir. Binaenaleyh Hükümet, şu şeklin haricinde olarak icrayı hareket eden ahaliye karşı bu yolda idare-i örfiye ilân eder. Ve bu idare-i örfiye Honeus Efendinin zannı bâtılı gibi münâfîi hak ve adalet değil, belki muvafıkı akıl ve mantıktır. Ayvalık’ta idare-i örfiyenin ilânını mucip ahval yok imiş deniliyor. Evvelâ bunu kanunî bir derece ile halletmek lâzım gelir. Kanunen idare-i örfiyenin ilânını mucip ne gibi hâlât olur? Bizim kavânînimevcûdemizde bunu maateferruat tavzih ve tefsil eder yollu sarahat mevcut değildir. İdare-i örfiyenin ilâ­nını mucip olacak esbabı, kavânîni umumiyemizden istialâi edeceğiz. Bahusus, Hükümetin esasını teşkil eden ve Hükümetten matlup olan makasıda taallûk eden nıkatta arayacağız.

O makasıt nedir? Hükümeti metbuayaitaattan huruç eden ve asayişi mahalliyi ihlâl eyleyen ve makasıdı muzırra takip eden efradı ahaliye karşı idare-i örfiye ilân etmektir. Ahkâm ve kavânîniumumiyemizden bu istidlal olunur, başka bir şey istidlal olunmaz.

Simdi Ayvalık’ta şu 3 şart dairesinde idare-i tevatüren sabit olduğuna göre Ayvalık ahalisi ve evvelemirde asayişi muhafaza etmek için Hükümeti metbualarının muhterem ve mubeccel bir vücudun ishası olmak lâzım gelen heyeti askeriyeye, zabıtaya karşı hakaretâmîztecavüzatta bulundular.

YORGİ HONEUS EFENDİ (Selanik) — 3 – 5 kişi, o da sarhoş olarak.

İSMAİL BEY (Devamla) — Müsaade ediniz, bu bir. İkincisi; bu yolda hakaretin define giden askere, Hükümetin, ahalinin hakaretini def etmek isteyen, namusunu temizlemek isteyen askere karşı istimali silâh etmesidir. 2 – 3 – 5, ne olursa olsun. Heyeti askeriyeye karşı istimali silâh edenlerin… (Gürültü­ler) Dinleyiniz, ben sizi dinledim, miktarını ben pek az görmüyorum. Zira Dâhiliye Nazırının ifadesinden anlaşıldığına göre askerden dört kadar mecruh, telefat vardır.

FERİT PAŞA (Dâhiliye Nazırı) — 47 kişi tahtı tevkife alındı, takibatı kanuniye icra olunuyor. Bendenize kalırsa bu bahis biraz uzundur. Bu, Hükümetçe tahakkuk etmiştir, Hükümet vazifesini ifa etmiştir.

İSMAİL BEY (Devamla) — Onu da arz edeyim. Şimdi asâkir-i Osmaniye’den 4 neferin mecruh olmasına bakılırsa, mütecasirlerin pek de bir feci kalîleye inhisar etmediğini gösterir. Belki oldukça istiksar olunacak ve tedarikli bulunacak bir harekettir. Şu iki.

Üçüncüsü ki, bunu bize istikbal tayin etmiştir. Yani idare-i örfiye ilânından evvel şu cihet gayri malum idi. Ve bu meydana çıkmaza idi, gerek Boşo Efendi ve gerek siz kıyametleri koparırdınız. Bereket versin ki, idare-i örfiye bunu meydana çıkardı.

Evet, 3.üncüsü. Ayvalık gibi ufak bir kaza merkezinde 2000 kadar Gıra tüfeği ve edevat ve eczayı nâriye bulunmasıdır.

Hasbi Efendinin ifadesine göre Ayvalık ahalisi tüccardır. Ticaretgâh olan bir mahalde 2 000 gıra bulunursa, daha bunun arkası gelmek lâzım. Acaba erbabı akıl ve iz’anca bu, neye haml olunur? Milletin selâmetini düşünenlerce hangi manaya haml olunabilir?

Yine sizin vicdanınıza sorarım, bu, şu manaya haml olunur ki, bunlar makasıd-ı hafiyye takip etmek demektir. Hülâsa-i kelâm, daha açık söylüyorum, şu 3 sebep, Hükümetin ilân ettiği idare-i örfiyenin hakka ­ niyete mutabakatını, hak ve adle muvafakatini tamamen irâe etmektedir. Gerek Boşo Efendi ve gerek zatıâliniz şu meseleyi bir daha başka nazarlardan görmek için Rumeli ve Arnavutluk ü ortaya attınız. Evet, Rumeli’de dahi mesela benim daire-i intihabiyem dâhilinde bulunan İskeçe gibi bazı yerlerde sırf tüccar memleketi olduğu halde silâh depoları olduğunu ve silâh getirilmekte bulunulduğunu pekâlâ bitmekteyim. Orada aynı haldedir ve ben de temenni etmekteyim ki, Heyeti Muhteremenin de iştirak etmesini rica ederim ki bâdemâ lüzum görüldükçe, hatta ufak bir lü­zum görüldükçe Hükümet, lâzım gelen yerlerde idareyi örfiye ilân etsin, hem hatta yalnız silâhları toplamak için idare-i örfiye ilân etsin. Sözümü bununla bitireceğim. Size şu Osmanlılık namına tavsiye ederim, daima hayırlı bir istikbal temenni ediniz. (Alkışlar)

REİS — Efendim, izahatı kâfi görüyor musunuz? (Kâfi sedaları)

KOZMİDİ EFENDİ (İstanbul) — Söz isterim. (Söz yok sedaları) Ne demek? Ne için söylemiyorum? Dâhiliye Nazırı paşayı cerh edeceğim efendim.

ABDÜLAZİZ MECDİ EFENDİ (Karesi) — Ekseriyet izahatı kâfi görüyor. Ekseriyet, bu Mecliste herkesi susturabilir. Ekseriyet, her şeye hâkimdir.

KOZMİDİ EFENDİ (İstanbul) — Ben Dâhiliye Nazırının verdiği izahatı mecruh addederim. Müsaade ediniz söyleyeyim.

NAFİ PAŞA (Halep) — Dâhiliye Nazırı paşayı buraya getiren, ekseriyettir.

İSMAİL PAŞA (Tokat) — Kozmidi Efendi, sen Meclisin gülüsün, senden böyle saçma kelâm işitti­ğimden dolayı teessüf ederim.

REİS — Bu iş bitti efendim. Bedeli askeriye başlayacağız.

Aydın Ayhan

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu